PAYLAŞ
Herşeyin Teorisi

Hepimiz bazen süpermen olmayı dileriz şu hayatta. Herşeye yetişebilmeyi, herşeyi yapabilmeyi  veya herkesi mutlu etmeyi. Çoğu zaman başaramadığımızı, yetersiz kaldığımızı düşünüp mutsuz oluruz. İşte tam da böyle zamanların i “Herşeyin Teorisi (Theory of Everything)”.

Film esas itibarıyla modern çağın gelmiş geçmiş en müthiş beyinlerinden biri olan Stephen Hawking’in hayatı üzerine kurulu olsa da daha çok aile hayatı ve karısıyla olan ilişkilerine odaklanıyor. Bunda da Hawking’in ilk eşi Jane Hawking’in yazdığı kitap baz alınmış. Hawking’in bu zamana kadar kendi hayat hikayesinin çekilmesine hiçbir zaman onay vermediği ve aile hayatı konusunda çok titiz davrandığı biliniyor. Filmin yapımcıları da zaten Jane Hawking’i ikna edebilmek için üç sene uğraşmış. Bunun yanı sıra filmin başrol oyuncusu Eddie Redmayne altı ay boyunca Hawking’in tüm röportajlarını çalışmış ve Hawking ile tanıştığında çok olumlu tepki almış ki Hawking orijinal sesinin filmde kullanılmasını önermiş.

Herşeyin Teorisi
Herşeyin Teorisi

Film, henüz 20 yaşında Hawking’in Cambridge sokaklarında diğer arkadaşlarıyla yaptığı bisiklet yarışıyla başlıyor. Daha ilk sahnede bisiklet üzerindeki dengesiz duruşu kaçınılmaz gerçeğin başlangıcını sunuyor aslında. Sonraki sahneler biraz “A Beautiful Mind (Akıl Oyunları)” tadında ilerlemekte: Dehanın umursamaz, pervasız ve sıradışı yaşamına o döneme uygun bir kadının girer, deha o kadını sever ve o kadın her türlü fedakar rolü üstlenerek adamın hayatını parlatan rol oynar. Ancak burada diğer filmlerden farklı olarak seçimler ve karşılıklı olarak durumun farkında olma hali var. Nitekim filmin ilk yarısında her ne kadar Hawking hastalığını öğrendiği andan itibaren kendisinden uzaklaştırmak istese de Jane ısrar edip onun hayatında yer almaya gönüllü oluyor. Belki de bu nedenle Hawking hastalığını uzun bir süre yoksayıyor. Jane’de tam bir Stepford kadını gibi herşeyi tek başına halledip kocasının dehasına ışık tutarak onun parlamasına yardımcı oluyor. Bu noktada, çok sevdiğim, canım arkadaşım Meltem’in dedikleri aklıma geliyor: Her erkeğin arkasında bir kadının olmasının nedeninin kadının erkeğin arkasını toparlamasından ileri geldiği gerçeği. Yani eğer Jane’nin fedakar ve ödün veren davranışları olmasaydı, bugün dünya Hawking’in dehasından ve karadeliklere dair teorisinden haberdar olmayabilirdi.

Ancak başta her iki tarafın da çıktıkları sonunu bilmedikleri ve halledebileceklerini sandıkları bu yolculuk, zamanla altından kalkamayacakları şeylere yolaçarak onları zorluyor. Bu noktada Jane’nin döneme uygun Stepford kadını özellikle Eddie Redmayne şahane ötesi oyunculuğuyla Stephen Hawking’i adeta yaşatıyor. Sanki karşınızda etiyle kemiğiyle Hawking var ve çektiği acıları ile verdiği mücadeleyi iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Eşi Jane rolünde Felicity Jones’un hakkını yemeyelim. Şahsen ben rol anlamında hiçbir abartı görmedim. Nitekim Jane Hawking’in kendisi de beyazperdede Felicity’yi ilk gördüğünde sanki kendisini görmüş gibi olduğunu söylemiş bir röportajında.

Filmin ikinci yarısında ise, Jane’in iki tane , bekleyen ev işleri, yarım kalan akademik kariyeri ve bakıcı istemeyen inatçı hasta kocası arasında yavaş yavaş tükenmeye başladığını görüyoruz. Bu nedenle annesinin önerisiyle girdiği çare arayışında kilise korosunu çalıştıran Jonathan ile karşılaşıyor. Bu arada Hawking’in durumu gitgide ağırlaşıyor ve öyle bir noktaya geliniyor ki Hawking karısının bir ilişki yaşamasına izin veriyor. Ama Jane buna rağmen Jonathan’dan etkilense de Stephen’a daha fazla sarılıyor. Sonrasında hayat hikayesinden de bildiğimiz gibi, film Hawking’in ses yitimine yolaçacak ameliyat süreci, meşhur IBM modeli konuşma cihazına geçişi, gerçek hayatta ikinci evliliğini yaptığı dominant hemşire ve karısından ayrılışıyla devam etmekte. Ben burada aslında Hawking’in hemşireyi bahane ederek Jane Hawking’i özgür bırakmak istediğini düşündüm. Çünkü hiç kimse sevdiği insanın kendisi yüzünden daha fazla acı çekmesini istemez ve bunu bir yere kadar görmezden gelebilir. Belki de bu noktada hemşirenin çıkışı beklediği çözümü sundu, bilemiyorum. Yine de bir anlamda yapması gerekeni yaptı diye düşünüyorum.

Filme genel olarak baktığımızda, hikayenin hiçbir tarafı incitmeden ve herhangi bir sömürüye girmeden özenle ilerlediğini görüyoruz. Bunun yanında, hiçbir işe yaramayan bir bedene hapsolsa bile olağanüstü zekanın tek başına nasıl etkileyici olduğunu, neler yapabileceğini, neleri değiştirebileceğini farkediyor, Hawking’e bir kez daha hayran oluyor ve kendimize kızıyoruz. O yüzden sırf bu yönden bakınca bile gerek oyuncuları (özellikle bileğinin hakkıyla Oscar’ı alan Eddie Redmayne için) gerekse kurgusu bakımından bu kadar zaman beklenildiğine değer bir film olmuş. Gidin, izleyin ve hayatınız bir nebze değişsin derim. Filiz Doğan  NOT: Evrim İncesu’ya çok teşekkürler!

HER ŞEYİN TEORİSİ Türkçe Alt Yazılı Fragman

Bir Cevap Yazın