PAYLAŞ
Tom Hardy Filmleri: 44. ÇOCUK ve MAD MAX: FURY ROAD
Tom Hardy Filmleri: 44. ÇOCUK ve MAD MAX: FURY ROAD Tom Hardy Filmleri: 44. ÇOCUK ve MAD MAX: FURY ROAD
Tom Hardy leri: 44. ve MAD MAX: FURY ROAD

Filiz DOĞAN

Gezginnerede ile beraber son birkaç haftadır hep Tom Hardy filmlerine rast geldik. Kendimce derlediğim iki filminin yorumu yer almakta. Umarım keyif alırsınız.

44. ÇOCUK

Hollywood son birkaç yıldır ciddi senaryo sıkıntısı yaşadığından sırtını kitap uyarlamalarına vererek günü kurtarmaya devam ediyor. İşte 44. Çocuk da onlardan biri olarak karşımıza çıkmakta. İngiliz polisiye roman yazarı Tom Rob Smith’in aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Daniel Espinosa yapmış ve yapımcılığını efsane yönetmen Ridley Scott üstlenmiş. Hikaye Sovyet Rusyası ve Stalin’in en güçlü olduğu dönem olan 1953 yılında geçiyor. Zamanında yetimhaneden kaçarak askerlere sığınan Leo Demidov (Tom Hardy), zaman içinde yükselerek (Berlin işgalinde savaş kahramanı olması vb.) devlet iç güvenliğinden sorumlu üst düzey bir asker oluyor. Tam bir Sovyet askeri mantığında, devlet ve sistem adına casusluk şüphesi olanları bulmak ve bunları yakalayarak günlerce sorgulamak, ve de bu sayede ülkesinin güvenliği sağlamak Leo’nun görevi. Çünkü filmin başında da belirtildiği gibi “Cennette cinayet yoktur”. Dolayısıyla cennetin devamı için sorgulamadan sisteme hizmet etmekten başka yol da yoktur. Genel olarak Rus ve Rusya temalı dönem filmlerde gördüğüm –ki bu filmin yapımcısı ve yönetmeni Ridley Scott da bildiğimiz Amerikalı- sisteme ne olursa olsun riayet mantığı devrede –ki bazen anlayamıyorsunuz nedenini.

Tom Hardy Filmleri: 44. ÇOCUK ve MAD MAX: FURY ROAD
Tom Hardy Filmleri: 44. ÇOCUK ve MAD MAX: FURY ROAD

Neyse efendim, Leo böyle sistem adamı olarak yoluna devam ederken illaki meslektaşlarından birinin –o biri Vasili (Joel Kinnaman) dikkatini olumsuz anlamda çekiyor ve klasik kıskançlıklar üzerinden oyunlar başlıyor. Bu sırada  casusluktan şüphelendikleri bir ajanı yakaladıklarında ajanın Leo’nun karısı Raisa’yı (Noomi Rapace) bir hain olarak hedef göstermesiyle esas kırılma noktası gerçekleşiyor. Leo bir anda kendini minnet duyduğu sistemle ile ailesi arasında buluyor. Ne yapacağını şaşıran kahramanımız bir yandan karısının durumunu anlamaya çalışırken, diğer taraftan en yakın dostu Alexei Andreyev’in (Fares Fares) oğlunun tren yolundaki ölümüyle sarsılıyor. Üst düzey yetkililer bu olayı “Cennette suç yoktur” mantığıyla örtbas edip Leo’ya bunu bir kaza olarak göstermesi için baskı yapıyorlar. Leo vicdan azabı yaşasa da sisteme karşı gelemiyor. Bu arada karısını kurtarmak adına hiçbir şey bilmiyormuş ayağına yatıyor. Ama sistemin acıması olmadığı için, karı-koca MGB Komutanı Major Kuzmin (Vincent Cassel) tarafından Volsk’a sürgüne gönderiliyorlar.

Bir anda tersine dönen yaşamları ve işleri arasında birbirlerini sorgulayan çift benzer çocuk cinayetlerini fark ettiklerinde Leo vicdanını sorgulayıp bir şeyler yapmak istiyor. Bölgenin polis şefi General Nesterov (Gary Oldman)’u ikna ediyor ve birlikte Moskova’ya gizlice gidip ipucu toplamaya başlıyorlar. Bu arada tam bir kaçma kovalama durumu söz konusu. Haliyle gerilim had safhada. Tabi Stalin’in toplumunda suçun olmaması dolayısıyla buna ters düşen her şey ortadan kaldırılması düşüncesi sebebiyle bir yığın engel söz konusu. Bunun yanında zarar gören onca ailenin çocuğuna rağmen cinayetlerin sorumluluğu alakasız insanların üzerine yüklenmesi telaşı var. Böyle bir bilinçli duyarsızlıkta da Leo’nun gerçeği ararken yaşadıklarını az çok tahmin edebilirsiniz. Ancak bütün bu kovalamacanın sonunda hayatta kalanın kuralları sorgulayıp hangi toplumun neyi doğurduğu veya neden böyle olduğuna dair sorunun kendisi olup olmadığını sorduğu ipucunu verebilirim.

Nihayetinde Sovyet Rusya’sının bir eleştirisi olan filmin bazı yerlerde hangi mesajı verdiği net olarak anlaşılmıyor. Filmin sağlam kurgusuna rağmen ilerlemeyen yapısı insanı o dram ve gerilimin ortasında bırakıyor. Kolay kolay toparlanamıyorsunuz. Tom Hardy gerek oyunculuğu gerekse halis İngiliz olmasına rağmen şahane Rus aksanı (filmi neden Rusça çekmediler veya neden normal bir İngilizce konuşmadılar diye sorgulamadım değil) ile filmi götüren kişi olmuş. Noomi Rapace ve Gary Oldman’ın da iyi iş çıkardığı, Vincet Kassel’in de karakterine uygun olduğunu söyleyebilirim. Bu anlamda dram ve gerilim sevenler için seyredilebilir bir film.

MAD MAX: FURY ROAD

Benim gibi 80 kuşağı çocukları Mel Gibson’lu Mad Max serisini az çok bilirler. O seride yaratılan alternatif dünya tam anlamıyla seksenlerde konuşulan futuristik senaryolardan oluşmuştur. İki kutuplu dünya kaosa dönüşecek şekilde yıkılmış, materyalist eksene kurulu belirsiz topluluklar peyda olmuş ve hayatta kalabilmenin yolu başına buyruk davranmaktan geçmekteydi. Dolayısıyla çoğumuzun belleğinde efsanevi seri olarak yer aldı ve aradan geçen yaklaşık 30 senelik süreden sonra yeni bir serinin gösterime girecek olması ister istemez beklentileri yükseltti.

Bu anlamda Mad Max: Fury Road, gerek oyuncuları gerekse kurgusuyla 2015 yılının en fazla merak edilen filmi oldu. Neyse ki merakımız sona erdi ve serinin 4. filmi vizyona girerek tozu dumana katmayı başardı. Filmin yönetmenliğini, senaristliğini, yapımcılığını (kısacası herşeyini) George Miller yapmış. Başrollerini Charlize Theron ve Tom Hardy’nin rol aldığı serinin bu filminde yine mahvolan dünya, yine çöken uygarlık ve bu sefer 21. yüzyıla uygun şekilde suyun bittiği bir ortamda Max’i yalnız kovboy misali geçmişini unutmaya çalışırken buluyoruz. Arada halüsinasyonlarla kendini belli eden geçmişi ne kadar istese de onu bırakmıyor ve tam yalnızım, rahatım derken bir anda Immortan Joe (Hugh Keays-Byrne) denilen güçlü ve bir o kadar da zalim liderin kölesi oluyor. Özgürlüğünün derdine düşen Max, kurtulmaya çalışırken bölgede yaşayanların hayatını zorlaştıran bu zalimden kurtulmaya ve Imparator Furiosa (Charlize Theron) adlı liderlerinin peşinde kaçarak hayatta kalmaya çalışan bir grubun arasında buluyor ve macera başlıyor. Çünkü bu grup sıradan bir kaçak grubu değil ve bu grupta Joe’nun kendisinden çalınan veson derece önemli olan şeyler var. Dolayısıyla Immortan Joe kayıplarını geri almak için elinden geleni ardına koymamakta ve öfkesini kusmakta.

Tom Hardy Filmleri: 44. ÇOCUK ve MAD MAX: FURY ROAD
Tom Hardy Filmleri: 44. ÇOCUK ve MAD MAX: FURY ROAD

Film başladığı andan itibaren daha bismillah demeden aksiyonuyla izleyiciyi yerine kilitliyor. Filmin ilk yarısı öyle hızlı geçiyor ve sürüklüyor ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz. Klasik anlayışla çekilmş aksiyon sahnesi yok. Sanki George Miller yılların acısını bu şekilde çıkarmış. Belki de bu nedenle ne ara ne olduğunu idrak etmeye çalışırken ilk defa bir aksiyon filminden keyif aldığınızı farkediyorsunuz ki o da ayrı bir güzellik. Çünkü tüm bu aksiyonun arasında Max’in kafasındakiler, yaşanılan dünya ve insanların içine düştükleri/düşürüldükleri durum hakkında çok güzel detaylar veriliyor.

Filmin oyunculuk anlamında sürükleyicisi ve belki de filmi feminist kılan unsur kadın karakterlerin tam olması gerektiği gibi davranmaları. Yani güzeller vs. ama ne çok fantastik tiplemeler içerisindeler ne de fazla çıtkırıldımlar. Sadece varolmaya çalışan insanlar gibi savaşıyorlar. Bu anlamda film, bir aksiyon filminden beklenmeyecek şekilde kadın odaklı başlayıp yine kadın odaklı bitiyor. O yüzden Tom Hardy’nin hayat verdiği Mad Max karakterinin ikincil kaldığı söylenebilir. Hatta burada kısa bir anekdot girelim. Bir basın toplantısı sırasında Tom Hardy’ye “Bu kadar kadınla birlikte oynamak rahatsız etmedi mi?” gibi abuk bir soru sorulduğunda canım Tom Hardy bakışıyla gereken cevabı verip ve “Hayır, bir dakika bile” diyerek durumu özetlemiştir.

Oyunculuklara gelecek olursak ben bu filmde Charlize Theron‘un oyunculuğunu pek sevdim. Bu kadın zaten hep kendini zorlayan rollerde oynuyor. İyi ki oynuyor. Tom Hardy, ah Tom Hardy! Her seferinde bizi şaşırtıyorsun. Öyle bir oynamış ki ne Mel Gibson’un aynısı olmuş ne de yetersiz kalmış. Yani mimikleriyle kendine özgü yeni bir Mad Max yaratmış ki tadından yenmiyor:) Bu arada Immortal Joe’nun ordusundaki gitarcıya bir selamı borç bilirim. Yani post-apokaliptik dünyada rockun ölmemesi ve tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi savaş çığırtkanlığında kullanılması hoş bir ayrıntı olmuş.

Film genel haliyle yeni dünya düzenine yönelik birçok şeyi de çaktırmadan dikkatimize sunuyor. Bu sunduklarına baktığınızda hiç de öyle ütopik şeyler olmadığını görüyorsunuz: Su savaşları, tanrısallaştırılan diktatörler, teknoloji manyaklığı, şehitlik (filmde Viking inancı Valhalla kullanılmış) inancıyla ölüme giden savaşçılar, silahlar üzerine kurulu düzen…Düşününce bugünkü dünyadan çok farklı durmuyor, öyle değil mi? Zaten filmin sonunda yazan “Bu bitmiş toprakta dolaşan bizler daha iyilerimizi aramak için nereye gitmeliyiz?” sorusu da bunu size soruyor.

Kısaca bu filmi “aman, aksiyon filmi işte ne olacak!” demeden gidin ve görün derim.

Bir Cevap Yazın